Avukatın Dijital İkizi: Sahibi Kim, Hatasından Kim Sorumlu?
Bir avukatın sesi, görüntüsü ve üslubuyla çalışan bir sistem hukuken tek bir şey değildir. Türk hukukunda üç ayrı hak yığını devreye girer; sorumluluk tarafında ise başlangıç noktası Türk Borçlar Kanunu'nun 506. maddesidir: vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür.
Avukatın Dijital İkizi: Sahibi Kim, Hatasından Kim Sorumlu?
Bir avukatın sesiyle konuşan, yüzüyle görünen ve üslubunu taklit eden bir sistem düşünün. Soru genellikle iki cümlede sorulur: bunun sahibi kim, ve yanlış bir şey söylerse kim sorumlu?
Türk hukuku iki soruya da cevap veriyor. Ama cevaplar, sorunun kurulduğu yerde değil. Çünkü hukuken ortada "dijital ikiz" diye tek bir şey yok.
"Dijital ikiz" tek bir hak konusu değil, üç ayrı yığın
Bir kişinin dijital taklidi denen şey, hukukun gözünde birbirinden bağımsız üç kümeye ayrılır ve her küme başka bir maddeye tabidir.
Birincisi kişiliktir: ad, ses, görüntü, tanınabilir üslup. Bunlar kişiye bağlıdır ve devredilemez.
İkincisi çıktıdır: sistemin ürettiği metin, görüş, dilekçe taslağı. Bunun hukuki durumu, kişilikle değil, üretilen şeyin niteliğiyle ilgilidir.
Üçüncüsü unvandır: "avukat" sıfatı ve bu sıfatın taşıdığı yetkiler. Bu, en katı düzenlenmiş kümedir ve tamamen kamu düzenine ilişkindir.
"Sahibi kim" sorusu, hangi kümeden söz edildiği belirlenmeden cevaplanamaz. Kimi zaman cevap "kimsenin" olur — çünkü kişiliğin sahibi olunmaz, kişilik yaşanır ve korunur.
Ad ve görünüş: korunan şey mülkiyet değil, kişilik
Türk Medeni Kanunu'nun 26. maddesi kısa ve doğrudan: "Adı haksız olarak kullanılan kişi buna son verilmesini; haksız kullanan kusurlu ise ayrıca maddî zararının giderilmesini ve uğradığı haksızlığın niteliği gerektiriyorsa manevî tazminat ödenmesini isteyebilir."
Ses ve görüntü için ise 24 ve 25. maddelerin kurduğu genel kişilik hakkı koruması işler. 25. madde davacıya üç ayrı talep imkânı veriyor: "saldırı tehlikesinin önlenmesini, sürmekte olan saldırıya son verilmesini, sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespitini". İkinci fıkra buna "düzeltmenin veya kararın üçüncü kişilere bildirilmesi ya da yayımlanması" istemini ekliyor.
Maddenin üçüncü fıkrası ise ayrı bir imkân tanıyor:
"Davacının, maddî ve manevî tazminat istemleri ile hukuka aykırı saldırı dolayısıyla elde edilmiş olan kazancın vekâletsiz iş görme hükümlerine göre kendisine verilmesine ilişkin istemde bulunma hakkı saklıdır."
Bunun pratik anlamı şudur: kimliği taklit edilen kişi, yalnızca uğradığı zararı değil, taklit eden tarafın bu taklitten elde ettiği kazancı da isteyebilir. İkisi aynı şey değildir; kazanç devri istemi, zarar tutarından bağımsız bir kalem olarak gündeme gelir. Bir avukatın adı ve görüntüsü kullanılarak yürütülen bir hizmetin geliri, kural olarak avukatın uğradığı somut zarardan ayrı bir kalem olarak gündeme gelir; ancak bu istem doğrudan doğruya değil, vekâletsiz iş görme hükümlerinin koşulları çerçevesinde değerlendirilir.
Manevi tazminat bakımından ise Türk Borçlar Kanunu'nun 58. maddesi ek bir yol açıyor: hâkim, para ödenmesi yerine "diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir." Kimliği taklit edilen bir meslek mensubu için, ödenecek paradan çok bu ikinci sonucun değerli olduğu hâller vardır.
Bir sınır da eklemek gerekiyor: 25. maddenin dördüncü fıkrası uyarınca manevi tazminat istemi, karşı tarafça kabul edilmiş olmadıkça devredilemez ve mirasbırakan tarafından ileri sürülmüş olmadıkça mirasçılara geçmez.
Sorumluluk: başlangıç noktası 506. madde
"Hatasından kim sorumlu" sorusunun cevabı, yapay zekâya ilişkin herhangi bir düzenlemede değil, Türk Borçlar Kanunu'nun 506. maddesinin ilk cümlesinde:
"Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür."
Maddenin devamı istisnayı çiziyor: "Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir."
Buradaki anahtar kelime **"başkası"**dır. Bir yazılım, bir model, bir sistem — hiçbiri hukuken "başkası" değildir. Hak ehliyeti olmayan bir şeye iş gördürmek, işi başkasına yaptırmak sayılmaz; kendi işini bir araçla yapmaktır.
Ayrım sonucu doğrudan belirler: bir araca iş gördürmek, işi başkasına yaptırmak sayılmadığı için 506. maddenin istisnası hiç açılmaz. İşin gerçek bir kişiye gördürüldüğü hâller ise Türk Borçlar Kanunu'nun 116 ve 507. maddeleri çerçevesinde ayrıca değerlendirilir. 116. maddenin ikinci fıkrası kural olarak yardımcı kişinin fiilinden doğan sorumluluğun önceden bir anlaşmayla tamamen veya kısmen kaldırılabileceğini söyler. Son fıkra ise bu kuralı avukatlık gibi izne bağlı meslekler bakımından tersine çevirir ve bu noktada belirleyici olur: "Uzmanlığı gerektiren bir hizmet, meslek veya sanat, ancak kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülebiliyorsa, borçlunun yardımcı kişilerin fiillerinden sorumlu olmayacağına ilişkin anlaşma kesin olarak hükümsüzdür."
- madde, işin gerçekten üçüncü bir kişiye gördürüldüğü hâlleri düzenliyor ve orada vekile bir hafifleme sunuyor: "Vekil başkasına vekâlet vermeye yetkili ise, sadece seçmede ve talimat vermede gerekli özeni göstermekle yükümlüdür." Yani yetkili bir alt vekile iş gördüren vekil, alt vekilin her hatasından değil, yalnızca seçme ve talimattaki özensizliğinden sorumlu olur.
Bir araç kullanıldığında bu hafifleme uygulanmaz; çünkü hükmün öngördüğü, seçilen ve kendisine talimat verilen bir kişidir. Bu hâlde sorumluluk, 506. maddenin üçüncü fıkrasındaki özen ölçüsüne göre değerlendirilir: belirleyici olan, çıktının tek başına yanlış olması değil, benzer alanda iş üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranışın gösterilip gösterilmediğidir. Bu değerlendirme her olayda ayrıca yapılır.
Özenin ölçüsünü de aynı madde koyuyor. 506. maddenin üçüncü fıkrası: "Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır."
Ölçü kişisel değil, nesneldir. Ölçü nesnel olduğuna göre, kullanılan aracın niteliği tek başına bir savunma unsuru oluşturmaz.
Meslek tarafı: unvan, tekel ve özen
Avukatlık Kanunu'nun 34. maddesi, avukatların yüklendikleri görevleri "özen, doğruluk ve onur içinde" yerine getirmekle, "avukatlık unvanının gerektirdiği saygı ve güvene uygun biçimde" davranmakla ve "Türkiye Barolar Birliğince belirlenen meslek kurallarına" uymakla yükümlü olduğunu söylüyor. Bu yükümlülük, işin hangi araçla yapıldığına göre değişmez.
- madde ise bir tekel kuruyor ve kapsamı sanılandan geniş: "Kanun işlerinde ve hukuki meselelerde mütalaa vermek, mahkeme, hakem veya yargı yetkisini haiz bulunan diğer organlar huzurunda gerçek ve tüzel kişilere ait hakları dava etmek ve savunmak, adli işlemleri takip etmek, bu işlere ait bütün evrakı düzenlemek, yalnız baroda yazılı avukatlara aittir."
Dikkat edilmesi gereken ifade **"bu işlere ait bütün evrakı düzenlemek"**tir. Tekel yalnızca duruşmaya çıkmayı değil, evrak düzenlemeyi de kapsıyor. Maddenin üçüncü fıkrası kişinin kendi işi bakımından istisna getiriyor: "Dava açmaya yeteneği olan herkes kendi davasına ait evrakı düzenleyebilir, davasını bizzat açabilir ve işini takip edebilir." Yani kişinin kendisi için hazırlık yapması serbesttir; bunu bir hizmet olarak başkasına sunmak ayrı bir konudur.
- madde, tekelin karşılığını yazıyor: "Baro levhasında yazılı bulunmıyanlar ve işten yasaklanmış olan avukatlar, şahıslarına ait olmıyan dava evrakını düzenliyemez, icra işlemlerini takip edemez ve avukatlara ait diğer yetkileri kullanamazlar. Baro levhasında yazılı bulunmıyanlar avukatlık unvanını da taşıyamazlar. (…)" — fıkranın devamında, baro levhasındaki kaydı yirmi yılı dolanlardan bürosunu kapatarak vergi kaydını sildiren avukatlar için koşullara bağlı dar bir istisna yer alıyor.
Yaptırım iki kademeli. İkinci fıkraya göre birinci fıkraya aykırı eylemde bulunanlara Cumhuriyet savcısı tarafından idarî para cezası verilir. Üçüncü fıkra ise daha dar bir hâli suç sayıyor: "Avukatlık yapmak yetkisini taşımadıkları halde muvazaalı yoldan alacak devralarak ve kanunların tanıdığı başka hakları kötüye kullanarak avukatlara ait yetkileri kullananlar bir yıldan üç yıla kadar hapis ve bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılırlar."
Son fıkra da uygulamada önemli: mahkemeler, icra ve iflas daireleri ile barolar, bu maddenin kapsamına giren bir olayı öğrendiklerinde Cumhuriyet Savcılığına bildirmek zorundadır. Yani ihbar, ilgilinin şikâyetine bırakılmamıştır.
Meslek örgütü de 2026'da aynı çizgiyi yazıya döktü. Türkiye Barolar Birliği'nin 28 Ağustos 2026'da duyurduğu "Avukatlar İçin Yapay Zekâ Kullanımı Tavsiye Rehberi", yapay zekâ kullanıldığı gerekçesiyle "garantili sonuç", "insansız danışmanlık", "en hızlı dava çözümü" ve benzeri yanıltıcı beyanlarda bulunulamayacağını sayıyor; aynı metin, yapay zekânın "avukatlık tekelini aşan şekilde bağımsız hukuki danışman gibi" sunulamayacağını da belirtiyor.
Rehber tavsiye niteliğindedir; kendi ifadesiyle "yayım tarihinden itibaren tavsiye niteliğinde esas alınır". Bağlayıcı bir düzenleme olmadığından, 506. maddedeki nesnel özen ölçüsünün içeriğini kendiliğinden belirlemez; bu tür metinlerin somut bir uyuşmazlıkta yoruma ne ölçüde etki edeceği ayrıca tartışılır.
Klonu bir başkası kurarsa
Ayrıca ele alınması gereken bir hâl, avukatın kendi ikizini kurması değil; bir başkasının, bir avukatın adını, sesini ya da görüntüsünü kullanarak hizmet görüntüsü yaratmasıdır.
Bu hâlde yollar birleşir. Kişilik hakkı bakımından 25. maddedeki davalar — saldırının önlenmesi, son verilmesi, hukuka aykırılığın tespiti, kararın yayımlanması ve kazancın devri — açılabilir. Unvan bakımından 63. madde işler ve bildirim yükümlülüğü doğar. Fiil, kişileri aldatarak menfaat sağlamaya yönelmişse dolandırıcılık hükümleri ayrıca değerlendirilir.
İçeriğin yapay olarak üretilmiş olduğunun nasıl kanıtlanacağı ise kendi başına bir konudur: ses ve görüntü kayıtlarında aidiyet, teknik inceleme gerektiren ve sonucu kesinlik değil derece bildiren bir alandır.
Kişilik hakkına dayalı tazminat istemleri zamanaşımına tabidir; ayrıca içeriğin yayından kaldırılmasına yönelik hızlı yollar, açılacak tazminat davasından bağımsız olarak ve ayrı bir usulle işler.
Avrupa tarafında bir işaretleme yükümlülüğü var
Avrupa Birliği Yapay Zekâ Tüzüğü'nün ((AB) 2024/1689; 8 Temmuz 2026 tarihli (AB) 2026/1744 sayılı Tüzükle değişik; değişiklik 27 Temmuz 2026'da yürürlüğe girdi) 50. maddesi, 2 Ağustos 2026'da uygulanmaya başladı ve iki fıkrası doğrudan bu konuya değiyor.
Birinci fıkra, gerçek kişilerle doğrudan etkileşmesi amaçlanan sistemlerin, kişinin bir yapay zekâ ile etkileştiğini bildiği biçimde tasarlanmasını istiyor; bunun bir istisnası var — makul ölçüde bilgili ve dikkatli bir kişi bakımından durum zaten aşikârsa bildirim aranmıyor. Dördüncü fıkra ise derin sahte içerik üreten ya da işleyen bir sistemi kullanan tarafa, içeriğin yapay olarak üretildiğini ifşa etme yükümlülüğü getiriyor; sanatsal, yaratıcı, hicivsel veya kurgusal bir eserin parçası olan içerikte bu yükümlülük hafifliyor.
Türkiye'de kurulu bir yapının bu tüzükle nasıl bağlanabileceğini ayrıca ele almıştık: AB Yapay Zekâ Tüzüğü ve Türk şirketleri.
Müvekkilin tarafından bakıldığında
Bu tablonun vekâlet verene bakan yüzü daha sadedir: mesleki sorumluluk, hizmeti üstlenen gerçek kişiye aittir ve kullanılan araç bu sorumluluğun muhatabını değiştirmez.
Bu Süreçte Bilinmesi Gerekenler
"Dijital ikiz" hukuken tek bir şey değildir; kişilik, çıktı ve unvan ayrı ayrı değerlendirilir.
Ad, ses ve görüntü mülkiyet konusu değil kişilik değeridir; korunması Medeni Kanun'un 24-26. maddeleri üzerinden işler.
- maddenin üçüncü fıkrası, zararın yanında saldırıdan elde edilen kazancın da istenebilmesine imkân tanır.
Sorumluluk bakımından belirleyici cümle, Türk Borçlar Kanunu'nun 506. maddesindedir: vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür.
- maddenin alt vekil için tanıdığı hafifleme, hükmün seçilen ve talimat verilen bir kişiyi esas alması sebebiyle araç kullanımına uygulanamaz; hafifleme ancak işin gerçek bir kişiye gördürüldüğü hâllerde gündeme gelir.
Özenin ölçüsü kişisel değil, basiretli bir vekil ölçüsüdür.
Avukatlık Kanunu'nun 35. maddesindeki tekel, duruşmayı değil "bu işlere ait bütün evrakı düzenlemek" fiilini de kapsar; 63. maddeye aykırılık hâlinde mahkemeler, icra daireleri ve barolar için bildirim zorunluluğu vardır.
Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; hukuki görüş ya da tavsiye niteliği taşımaz. Kişilik hakkına dayalı taleplerde süre, yetkili mahkeme ve delil durumu her olayın kendi koşullarına göre değerlendirilir.