Tüm Makaleler
Hukuk ve Teknoloji11 dk okuma

Ses Kaydı Delil Olur mu? Rapor "Evet" Demez, "+2" Der

Ses ve görüntü kaydı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre zaten belgedir; tartışma hukuka uygunluk ve aidiyet üzerinde yürür. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun incelediği bir dosyada ses karşılaştırma raporları "evet" değil, bir olasılık derecesi bildirmiştir.

Ses Kaydı Delil Olur mu? Rapor "Evet" Demez, "+2" Der

Elinde bir ses kaydıyla gelen kişinin beklediği cümle şudur: "Bu ses ona ait mi, bilirkişi söylesin." Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun önüne gelen bir dosyada iki ayrı kurum tam olarak bunu yaptı ve verdikleri cevaplar şöyleydi: bir raporda "muhtemel eleme (-1)", diğerinde "mümkün ve muhtemel (+2)".

Ses raporu çoğu zaman "evet" demez; bir ölçek üzerinde konuşur. Ölçeğin tepe basamağı olan kesin tanıma, aşağıdaki dosyada iki kurumun hiçbirinden çıkmadı. Yapay zekâyla üretilmiş ses ve görüntünün sıradanlaştığı bir dönemde, hukukun asıl meselesi bu cümlenin içinde saklı.

Kanun ses kaydını zaten belge sayıyor — tartışma orada değil

Yaygın inanış, ses ve görüntü kaydının "delil sayılıp sayılmayacağı"nın tartışmalı olduğudur. Kanun metni bu tartışmayı yıllar önce kapatmış.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 199. maddesi belgeyi tanımlarken kalem kalem sayıyor: "Uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları bu Kanuna göre belgedir."

Yani ses kaydı da, video da, telefondaki bir veri de belgedir. Ceza yargılamasında ise Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 217. maddesinin ikinci fıkrası daha da geniş bir kapı açıyor: "Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir."

Delil türü bakımından bir sınır yok. Sınır başka yerde: elde ediliş biçiminde ve kaydın gerçekten iddia edilen kişiye ait olmasında.

İki kapı: hukuka uygunluk ve aidiyet

Bir kayıt mahkemeye girerken iki kapıdan geçer ve bu kapılar birbirinden bağımsızdır.

Birinci kapı hukuka uygunluktur. Anayasa'nın 38. maddesine 2001'de eklenen fıkra tereddüde yer bırakmıyor: "Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez." Hukuk yargılamasında aynı ilke HMK'nın 189. maddesinin ikinci fıkrasında yazılı: "Hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan deliller, mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz." Ceza yargılamasında ise CMK'nın 206. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi, kanuna aykırı elde edilmiş delilin ortaya konulmasının reddolunacağını söylüyor — takdire bırakmıyor, doğrudan reddediyor.

Bu kapı, kaydın doğru olup olmadığıyla hiç ilgilenmez. Kayıt tamamen gerçek olabilir; hukuka aykırı elde edilmişse dosyanın dışında kalır.

İkinci kapı aidiyettir. Kayıt hukuka uygun elde edilmiş olabilir, ama o sesin gerçekten davalıya, sanığa ya da karşı tarafa ait olduğu ayrıca ispat edilmelidir. Karşı taraf "bu ses ben değilim" dediği anda bu ikinci kapı açılır ve buradan sonrası teknik bir meseledir.

HMK'nın 266. maddesi tam bu noktayı düzenliyor: mahkeme, "çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde" bilirkişiye başvurur; ancak "genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz." Bir sesin kime ait olduğu, hâkimin kulağıyla çözebileceği bir konu değildir. Bu yüzden aidiyet itirazı bilirkişi incelemesine giden bir yol açar.

Ses raporu "bu odur" demez — bir ölçek üzerinde konuşur

Buradan sonrası, tartışmanın asıl düğümlendiği yerdir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 11.06.2019 tarihli, E.2017/645, K.2019/468 sayılı kararına konu dosyada, bir kredi kartının şifresi banka çağrı merkezi aranarak öğrenilmişti. Bankanın gönderdiği görüşme kaydı ile sanıktan alınan ses örneği iki ayrı kurumda karşılaştırıldı.

Ankara Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü'nün raporunda, kayıttaki sözcükler ile sanığa ait konuşma örnekleri arasında farklılıklar görüldüğü ve bu farklılıklara dayanarak konuşmaların sanığa ait olmamasının "muhtemel [muhtemel eleme, (-1)]" olduğu değerlendirildi.

Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Fizik İhtisas Dairesi Ses ve Görüntü İnceleme Şubesi'nin daha sonraki raporunda ise kaydın sanığa ait olmasının "mümkün ve muhtemel (+2)" olduğu yönünde kanaat bildirildi.

İki rapor da "bu ses odur" ya da "bu ses o değildir" demiyor. İkisi de bir derece bildiriyor; biri eksi yönde, diğeri artı yönde. Ceza Genel Kurulu bu iki raporu çelişkili saymadı — çünkü karşılaştırmalar farklı mukayese kayıtları üzerinden yapılmıştı.

Bunun pratik sonucu şudur: dosyaya "ses bilirkişisi raporu geldi" cümlesi tek başına hiçbir şey anlatmaz. Raporun hangi yönde ve hangi derecede kanaat bildirdiği okunmadan, o rapor üzerine strateji kurulamaz.

Mukayese kaydı nasıl alınır: metin okutmak yetmiyor

Aynı dosyada, pratikte belirleyici olan bir ayrıntı daha var.

Adli Tıp Kurumu, kolluğun sanıktan metin okutarak aldığı ses kaydını inceledi ve bu kaydın karar vermek için yeterli görülmediğini bildirdi. Kurumun istediği şey açıkça yazılı: mahkemece en az beş dakika olacak şekilde, kişiye öz geçmişi ve günlük olaylar anlattırılarak kendi olağan akıcı konuşmasını yapması sağlanmalı, böylece doğala yakın bir konuşma kaydı elde edilmeliydi. Alternatif olarak kaydın doğrudan kurumun kendi laboratuvarında alınması hâlinde rapor düzenlenebileceği belirtildi.

Nitekim ikinci rapor, ancak bu usulle alınan yeni bir kayıt üzerinden düzenlenebildi.

Bu ayrıntı, aidiyet itirazında bulunan taraf için de, kaydı sunan taraf için de doğrudan işlevseldir: mukayese kaydının nasıl alındığı, raporun sonucunu belirler. Metin okutularak alınmış bir örneğe dayanan olumsuz rapor, usulüne uygun alınmış bir örnekle tamamen değişebilir. Bu, rapora itirazın en somut dayanaklarından biridir.

Tek başına ses raporuyla hüküm kurulmuyor

Ceza Genel Kurulu, artı yönde kanaat bildiren raporu "bilimsel bir şekilde düzenlenmiş" bularak hükme esas alınabileceğini kabul etti. Ama dosyayı yine de bozdu: yerel mahkemenin beraat hükmü, sanığın suçlu olduğu gerekçesiyle değil, eksik araştırma sebebiyle bozuldu.

Kurul, kartın teslim tarihinin araştırılmasını, belirli tanıkların dinlenmesini, alışverişe ilişkin faturanın getirtilmesini, aramaların yapıldığı numaraların sanıkla irtibatının tespit edilmesini ve "toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilip" sonucuna göre karar verilmesini istedi.

Bunun arkasındaki kural CMK'nın 217. maddesinin birinci fıkrasında: "Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir." Ses raporu, tek başına ayakta duran bir sonuç değil, tartışılacak delillerden biridir.

Elinde kayıt olan kişinin duyması gereken cümle budur: kayıt davayı bitirmez, davayı başlatır.

Yapay zekâ neyi değiştiriyor: asıl risk sahte kayıt değil

Yapay zekâyla üretilen ses ve görüntü konuşulurken akla ilk gelen tehlike, birinin sahte bir kayıt üretip mahkemeye sunmasıdır. Bu gerçek bir tehlikedir. Ama hukuk bakımından daha sinsi olan ikinci sonuçtur.

Ses karşılaştırması, incelenecek kayıt ile kişiden alınan doğal konuşma örneği arasındaki benzerliği ölçer. Yöntemin sorduğu soru "bu kayıt gerçek mi" değil, "bu iki ses aynı kişiye mi ait" sorusudur. Bir kaydın hiç var olmamış bir konuşmayı taşıyıp taşımadığı, benzerlik ölçümünün kendisinden çıkmaz; ayrıca sorulması gereken bir sorudur.

Bunun görünür sonucu şu: yapay zekâ çağında gerçek bir kaydın itibarını sarsmak da kolaylaşıyor. Karşı taraf artık "ben öyle demedim" demek zorunda değil; "o kayıt üretilmiş" diyebiliyor. Bu iddia, ispat yükünü fiilen kaydı sunan tarafa geri itiyor.

Bu yüzden bugün bir kaydı dosyaya koyarken, kaydın içeriği kadar kaydın kendisinin geçmişi de hazırlanmalıdır: hangi cihazla, hangi tarihte, hangi dosya biçiminde üretildiği; ham dosyanın (kırpılmamış, dönüştürülmemiş hâlinin) saklanıp saklanmadığı; kaydın ilk kez nereye aktarıldığı. Sunulan şey WhatsApp üzerinden birkaç kez iletilmiş, sıkıştırılmış bir ses dosyasıysa, teknik incelemenin dayanacağı iz büyük ölçüde silinmiş olur.

HMK'nın 293. maddesi burada ayrı bir imkân veriyor: taraflar dava konusu olayla ilgili olarak kendi uzmanlarından bilimsel mütalaa alabilirler ve maddenin açık ifadesiyle "Sadece bu nedenle ayrıca süre istenemez." Yani mahkemenin bilirkişi atamasını beklemeden, kaydın tekniğine ilişkin bir uzman görüşü hazırlatmak mümkündür. Aynı maddenin ikinci fıkrası, hâkimin bu uzmanı duruşmaya çağırıp dinleyebileceğini; üçüncü fıkrası ise çağrıldığı hâlde geçerli bir özrü olmadan gelmeyen uzmanın raporunun değerlendirmeye alınmayacağını söylüyor.

Bu yaklaşımın bir başka yüzünü, karşı tarafın dilekçesine gömülmüş gizli yapay zekâ talimatları konusunda daha önce ele almıştık: dilekçe metninin görünmeyen kısmı. İki mesele aynı yerden besleniyor — dosyaya giren dijital şeyin göründüğü gibi olmayabileceği.

Sahte ses veya görüntü üretmek hangi suçtur?

Burada bir refleks var: "belgede sahtecilik." Kanun metni bu refleksi doğrulamıyor.

Türk Ceza Kanunu'nun 204. maddesi *"Bir resmi belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmi belgeyi kullanan kişi"*yi cezalandırıyor. Sahtecilik bölümü, resmi ve özel belgeler etrafında kurulmuş bir yapıdır; bir kişinin yüzünü ya da sesini taklit eden bir video, tanımı gereği buraya kendiliğinden oturmaz. HMK'nın 199. maddesinin ispat hukuku bakımından yaptığı geniş "belge" tanımı, ceza kanununun sahtecilik bölümüne aynen taşınmaz. Bu iki kavram birbirinin yerine kullanılamaz.

Fiilin gerçek karşılıkları başka maddelerdedir ve hangisinin uygulanacağı, sahte içeriğin ne için üretildiğine bağlıdır.

Soruşturma başlatmak için üretilmişse doğrudan iftira suçu gündeme gelir. TCK'nın 267. maddesinin birinci fıkrası, işlemediğini bildiği hâlde bir kimseye hukuka aykırı fiil isnat ederek hakkında soruşturma başlatılmasını sağlamayı cezalandırıyor. Asıl dikkat çekici olan ikinci fıkra: "Fiilin maddî eser ve delillerini uydurarak iftirada bulunulması halinde, ceza yarı oranında artırılır." Sahte bir ses kaydı ya da video üreterek şikâyette bulunmak, maddenin lafzıyla tam olarak delil uydurmaktır ve kanun bunu ağırlaştırıcı sebep saymıştır.

Aynı maddenin sekizinci fıkrası bir zaman kuralı taşıyor: "İftira suçundan dolayı dava zamanaşımı, mağdurun fiili işlemediğinin sabit olduğu tarihten başlar." Yani iftiraya uğrayan kişinin süresi, iftiranın yapıldığı günden değil, temize çıktığı günden işlemeye başlar.

Kişinin özel hayatına ilişkin içerik yayılmışsa TCK'nın 134. maddesi devreye girer. İkinci fıkra, "Kişilerin özel hayatına ilişkin görüntü veya sesleri hukuka aykırı olarak ifşa eden" kişiyi iki yıldan beş yıla kadar hapisle cezalandırıyor ve bu içeriğin basın ve yayın yoluyla yayımlanması hâlinde de aynı cezaya hükmolunacağını söylüyor.

Para almak için üretilmişse dolandırıcılık hükümleri uygulanır. TCK'nın 158. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi, dolandırıcılığın "bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle" işlenmesini nitelikli hâl sayıyor ve bu bentte hapis cezasının alt sınırının dört yıldan, adli para cezasının suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamayacağını düzenliyor. Bir yöneticinin sesinin klonlanarak muhasebeye havale talimatı verilmesi tipi olaylar, somut olayın koşullarına göre bu çerçevede değerlendirilebilir.

Bunların yanında, içeriğin niteliğine göre hakaret ve şantaj hükümleri de gündeme gelebilir. Buradaki asıl mesaj şudur: Türk hukukunda "deepfake suçu" diye ayrı bir suç tipi yok; ama fiilin karşılıksız kaldığı anlamına gelmiyor. Sorulması gereken soru "hangi teknoloji kullanıldı" değil, "bu içerikle ne yapıldı" sorusudur.

Avrupa Birliği tarafında ise doğrudan bir işaretleme yükümlülüğü var: Yapay Zekâ Tüzüğü'nün 50. maddesinin dördüncü fıkrası, derin sahte içerik üreten ya da işleyen bir sistemi kullanan tarafa, içeriğin yapay olarak üretildiğini ifşa etme yükümlülüğü getiriyor ve bu madde 2 Ağustos 2026'da uygulanmaya başladı. Türkiye'de kurulu bir şirketin bundan neden etkilenebileceğini ayrıca ele aldık: AB Yapay Zekâ Tüzüğü ve Türk şirketleri.

İçerik internette yayıldıysa: 9. madde artık yok

Sahte bir görüntü ya da ses internette yayıldığında ilk refleks, 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesine dayanarak içeriğin kaldırılmasını istemektir. Bu madde bugün yürürlükte değil.

Mevzuatın güncel metninde 9. madde, Anayasa Mahkemesi'nin 11.10.2023 tarihli, E.2020/76, K.2023/172 sayılı kararıyla iptal edilmiştir; iptal 10.10.2024'te yürürlüğe girmiş, bu yazının hazırlandığı tarih itibarıyla yerine bir düzenleme yapılmamıştır. Yani "kişilik hakkı ihlali" gerekçesiyle işleyen genel yol kapanmış durumda.

Ayakta kalan yol, özel hayatın gizliliği için düzenlenen 9/A maddesidir ve işleyişi oldukça hızlıdır. Maddeye göre özel hayatının gizliliğinin ihlal edildiğini iddia eden kişi doğrudan Siber Güvenlik Başkanlığı'na başvurabilir (5651 sayılı Kanun'un metnindeki "Başkanlık"; bu yetki, 7590 sayılı Kanun'la 31.07.2026'dan itibaren Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu'ndan devralınmıştır); başvuruda ihlale neden olan yayının tam adresinin (URL), hangi açılardan ihlal edildiğine ilişkin açıklamanın ve kimlik bilgilerini ispatlayacak bilgilerin bulunması gerekir. Maddenin ifadesi katı: "Bu bilgilerde eksiklik olması hâlinde talep işleme konulmaz."

Talep kabul edilirse erişim sağlayıcılar tedbiri "derhâl, en geç dört saat içinde" yerine getirir. Ama iş burada bitmez: başvuruyu yapan kişi, talepte bulunduğu saatten itibaren yirmi dört saat içinde talebi sulh ceza hâkiminin kararına sunmak zorundadır. Hâkim kararını en geç kırk sekiz saat içinde açıklar; "aksi hâlde, erişimin engellenmesi tedbiri kendiliğinden kalkar."

Kanunun kurduğu sonuç hâkimin süresine bağlıdır: karar kırk sekiz saat içinde açıklanmazsa tedbir kendiliğinden kalkar. Talep yirmi dört saat içinde hâkime hiç sunulmamışsa ortada verilecek bir karar da kalmayacağından sonuç fiilen aynıdır: dört saatte alınan tedbir ayakta kalmaz.

Sosyal ağlarda yayılan içerik için üçüncü bir kapı daha var: 5651 sayılı Kanun'un ek 4. maddesinin üçüncü fıkrası, Türkiye'den günlük erişimi bir milyonu aşan sosyal ağ sağlayıcıyı, 9 ve 9/A maddeleri kapsamındaki içeriklere ilişkin kişi başvurularına en geç kırk sekiz saat içinde gerekçeli olarak cevap vermekle yükümlü kılıyor.

Erişimin engellenmesi, içeriğin tamamına değil, ihlal eden yayın, kısım, bölüm, resim veya videoya URL bazında uygulanır. İçerik yayından çıkarılmışsa hâkim kararı kendiliğinden hükümsüz kalır.

Kişilik haklarına yönelik saldırılarda ise, 9. maddenin iptalinden sonra genel hükümlere — kişilik hakkının korunmasına ilişkin dava yollarına ve geçici hukuki korumaya — dönülmesi gerekir. Bu, daha yavaş ama kapalı olmayan bir yoldur.

Bu Süreçte Bilinmesi Gerekenler

Elinde bir kayıt olan ya da hakkında bir kayıt kullanılan kişi için pratikte belirleyici olan noktalar sırasıyla şunlardır.

Kaydın ham hâli saklanmalıdır. Mesajlaşma uygulamaları üzerinden defalarca iletilmiş, biçimi dönüştürülmüş bir dosya, teknik incelemenin dayanacağı izleri büyük ölçüde kaybeder. Aslı duran bir dosya, aslı olmayan bir dosyadan hukuken çok farklı bir konumdadır.

Kaydın nasıl elde edildiği, içeriğinden önce sorulur. Anayasa'nın 38. maddesi ve HMK'nın 189. maddesi karşısında, hukuka aykırı elde edilmiş bir kaydın içeriği ne kadar güçlü olursa olsun sonuca etkisi olmayabilir.

Aidiyet itirazı yapılacaksa, mukayese kaydının usulüne bakılmalıdır. Ceza Genel Kurulu'nun incelediği dosyada görüldüğü gibi, metin okutularak alınmış bir örnek yeterli görülmeyebilir; en az beş dakikalık doğal ve akıcı konuşma istenebilir.

Bilirkişi raporu geldiğinde sonucun derecesi okunmalıdır. "Rapor geldi" cümlesi bilgi taşımaz; raporun hangi yönde, hangi kuvvette kanaat bildirdiği taşır.

Ve internete yayılmış bir içerik söz konusuysa, yirmi dört saatlik adım unutulmamalıdır. Dört saatte alınan sonuç, o adım atılmazsa kendiliğinden ortadan kalkar.


Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; hukuki görüş ya da tavsiye niteliği taşımaz. Delilin hukuka uygunluğu, aidiyeti ve süreler her dosyanın kendi koşullarına göre değerlendirilir. Özellikle erişimin engellenmesi başvurusundaki yirmi dört saatlik süre gibi hak düşürücü nitelikteki adımlar bakımından, somut olayın ayrıntılarına göre bir hukukçuya danışılması yerinde olur.

Bu yazıyı paylaş