İdare Hukuku8 dk okuma

Acele Kamulaştırma Kararına İtiraz: Hangi Mercie, Hangi Sürede Başvurulur?

Resmî Gazete'de yayımlanan acele kamulaştırma kararına karşı idari yargı yolu, otuz günlük dava açma süresi, ivedi yargılama usulü ve Danıştay'ın 'acelelik hâli' denetimi.

Resmî Gazete'de yayımlanan bir Cumhurbaşkanı kararının ekindeki listede ada ve parsel numarası geçen taşınmaz maliki, çoğu zaman durumu ancak asliye hukuk mahkemesinden gelen tebligatla öğrenir. Oysa o aşamaya gelindiğinde, kararın kendisine karşı açılabilecek iptal davasının süresi işlemeye başlamış olabilir.

Acele kamulaştırma nedir ve olağan kamulaştırmadan farkı nedir

2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu m.27'nin birinci fıkrası şöyledir:

"3634 sayılı Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanununun uygulanmasında yurt savunması ihtiyacına veya aceleliğine Cumhurbaşkanınca karar alınacak hallerde veya özel kanunlarla öngörülen olağanüstü durumlarda gerekli olan taşınmaz malların kamulaştırılmasında kıymet takdiri dışındaki işlemler sonradan tamamlanmak üzere ilgili idarenin istemi ile mahkemece yedi gün içinde o taşınmaz malın 10 uncu madde esasları dairesinde ve 15 inci madde uyarınca seçilecek bilirkişilerce tespit edilecek değeri, idare tarafından mal sahibi adına 10 uncu maddeye göre yapılacak davetiye ve ilanda belirtilen bankaya yatırılarak o taşınmaz mala el konulabilir."

Fıkra üç ayrı sebep saymaktadır: yurt savunması ihtiyacı, aceleliğine Cumhurbaşkanınca karar alınan hâller ve özel kanunlarla öngörülen olağanüstü durumlar. Uygulamada tartışma çoğunlukla ikinci sebep etrafında yoğunlaşmaktadır.

Maddenin 19.04.2018 tarihli ve 7139 sayılı Kanun'un 29. maddesiyle eklenen ikinci fıkrası şunu düzenler:

"Mahkemece verilen taşınmaz mala el koyma kararı tapu müdürlüğüne bildirilir. Taşınmaz malın başkasına devir, ferağ veya temlikinin yapılamayacağı hükmü tapu kütüğüne şerh edilir. El koyma kararından sonra taşınmaz mal 20 nci madde uyarınca boşaltılır."

Üçüncü fıkra ise Kanun'un 3. maddesinin ikinci fıkrasındaki hâllerde yatırılacak miktarın ödenecek ilk taksit bedeli olduğunu belirtir.

Buradaki ayrımı Anayasa Mahkemesi'nin 05.11.2024 tarihli, E.2024/79, K.2024/182 sayılı kararı (RG 20.01.2025-32788) açıkça kurmaktadır. Karara göre acele kamulaştırma, "kamulaştırma işlemlerinin neticelenmesini beklemeden kamulaştırılan taşınmaza el koyma imkânı tanıyan olağanüstü bir kamulaştırma usulüdür" ve bu usul "olağan kamulaştırmada malik lehine getirilen usule ilişkin güvenceleri bertaraf etmemekte; yalnızca bu usullerin işletilmesinden önce idareye, kamulaştırılacak taşınmaza el koyma imkânı tanımaktadır."

El koyma kararı mülkiyeti idareye geçirir mi

Geçirmez. 2942 sayılı Kanun m.25/1 hükmü nettir:

"Hakların kullanılması ve borçların yerine getirilmesi bakımından kamulaştırma işlemi, mal sahibi için 10 uncu madde uyarınca mahkemece yapılan tebligatla başlar. Mülkiyetin idareye geçmesi, mahkemece verilen tescil kararı ile olur."

Anayasa Mahkemesi anılan kararında bu noktayı şöyle pekiştirmiştir: "acele kamulaştırma usulünde, yedi gün içinde mahkemece verilen taşınmaza el koyma kararı taşınmazın mülkiyetinin idareye geçmesi sonucunu doğurmadığı gibi yedi günlük sürede mahkemece belirlenen taşınmaz değeri de nihai kamulaştırma bedeli niteliği taşımamaktadır. Dolayısıyla acele kamulaştırma usulünde elkoyma kararı ile taşınmaz değerinin tespiti geçici niteliktedir."

Bunun pratik sonucu iki yönlüdür. Birincisi, yedi günlük süreçte belirlenen değer nihai bedel değildir; bedele ilişkin asıl inceleme m.10 uyarınca açılacak bedel tespiti ve tescil davasında yapılır. İkincisi, idarenin süreci tamamlama yükümlülüğü devam eder.

Bir noktanın atlanmaması gerekir: 10. maddenin üçüncü fıkrasının (f) bendi uyarınca malike gönderilen davetiyede, dava açtıklarını belgelendirmedikleri takdirde kamulaştırma işleminin kesinleşeceği bildirilir. İdari yargıda dava açan malikin, bu durumu asliye hukuk dosyasına da belgelendirmesi gerekir.

Acele kamulaştırma kararına karşı hangi mercie başvurulur

Acele kamulaştırma kararı bir Cumhurbaşkanı kararıdır ve Resmî Gazete'de yayımlanır. Bu karara karşı gidilecek yol idari yargıda iptal davasıdır. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 23.10.2024 tarihli, E.2024/1668, K.2024/2539 (esasta ve gerekçede oyçokluğuyla) sayılı kararının incelendiği dosyada ilk derece yargı yeri Danıştay Altıncı Dairesi olmuş, İdari Dava Daireleri Kurulu ise temyiz mercii olarak inceleme yapmıştır.

Bu yolun yanında, 2942 sayılı Kanun m.14/1 ayrı bir düzenleme içerir:

"Kamulaştırmaya konu taşınmaz malın maliki tarafından 10 uncu madde gereğince mahkemece yapılan tebligat gününden, kendilerine tebligat yapılamayanlara tebligat yerine geçmek üzere mahkemece gazete ile yapılan ilan tarihinden itibaren otuz gün içinde, kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda iptal ve maddi hatalara karşı da adli yargıda düzeltim davası açılabilir."

Maddenin ikinci fıkrası, idari yargıda açılan davaların öncelikle görüleceğini; üçüncü fıkrası ise iştirak hâlinde veya müşterek mülkiyette paydaşların tek başına dava hakkı bulunduğunu belirtir. Bu son nokta, çok paydaşlı taşınmazlarda diğer paydaşların hareketsizliğinin tek bir paydaşın dava hakkını engellemediği anlamına gelir.

Ayrıca m.10/3-d ve m.10/3-e uyarınca mahkemece çıkarılacak meşruhatlı davetiyede veya ilanda, m.14'te öngörülen süre içinde iptal veya düzeltim davası açılabileceğinin ve açılacak davalarda husumetin kime yöneltileceğinin belirtilmesi gerekir.

Dava açma süresi ne kadardır

Acele kamulaştırma işlemlerinden doğan uyuşmazlıklar, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.20/A kapsamındaki ivedi yargılama usulüne tabidir. Maddenin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi acele kamulaştırma işlemlerini açıkça saymaktadır.

Maddenin (2) numaralı fıkrası usulün ayrıntısını verir: dava açma süresi otuz gündür; İYUK m.11 hükümleri uygulanmaz; yedi gün içinde ilk inceleme yapılır; savunma süresi tebliğden itibaren on beş gün olup bir defaya mahsus en fazla on beş gün uzatılabilir; yürütmenin durdurulması talebine ilişkin kararlara itiraz edilemez; dava dosyanın tekemmülünden itibaren en geç bir ay içinde karara bağlanır; nihai kararlara karşı tebliğden itibaren on beş gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir ve temyiz istemi en geç iki ay içinde karara bağlanır.

İki nokta özellikle dikkat gerektirir. İYUK m.11'in uygulanmaması, üst makama başvurarak dava süresini durdurma imkânının bu davalarda bulunmadığı anlamına gelir. Yürütmenin durdurulması kararlarına itiraz edilememesi ise, bu talebe ilişkin ilk kararın belirleyici olduğunu gösterir.

İvedi yargılama usulüne tabi davalarda istinaf yoluna başvurulamaz (İYUK m.45/8); kanun yolu doğrudan temyizdir. Ayrıca sürenin başlangıcı, tebliğ veya ilanı izleyen günden itibaren hesaplanır (İYUK m.8/1).

Yürütmenin durdurulması kararı bedel tespiti davasını durdurur mu

Durdurmaz. 2942 sayılı Kanun'un 10. maddesinin on dördüncü fıkrası, idari yargıda iptal davası açılıp yürütmenin durdurulmasına karar verilmesi hâlinde asliye hukuk mahkemesinin idari davayı bekletici mesele sayacağını düzenlemekteydi. Anayasa Mahkemesi, 25.12.2024 tarihli ve E.2024/101, K.2024/232 sayılı kararıyla bu fıkrayı oybirliğiyle iptal etmiş; iptal 27.03.2025 tarihli ve 32854 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmıştır. Aynı kararla 14. maddenin "Açılan davaların sonuçları dava açmayanları etkilemez." şeklindeki altıncı fıkrası da iptal edilmiştir. Her iki iptal de Kanun'un yürürlükteki metnine işlenmiş durumdadır. Ayrıca 10. maddenin dokuzuncu fıkrası, 05.04.2023 tarihli ve E.2022/83, K.2023/69 sayılı kararla iptal edilmiştir.

Bunun pratik sonucu şudur: yürütmenin durdurulması kararı alınmış olsa dahi, bedel tespiti ve tescil davasının bekletilmesini zorunlu kılan bir kanun hükmü artık yoktur; hukuk mahkemesi Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 165. maddesi çerçevesinde takdir yetkisini kullanır. Tescil hükmü 10. maddenin sekizinci fıkrası uyarınca kesindir ve 25. madde uyarınca mülkiyet bu kararla idareye geçer. Anayasa Mahkemesi iptal gerekçesinde de, iptal davası sonuçlanmadan tescile hükmedilmesi hâlinde "sonradan verilen bir iptal kararının bedel tespiti ve tescil kararı üzerinde herhangi bir etkisinin olmayacağı" tespitini yapmıştır.

Buna karşılık 14. maddenin altıncı fıkrasının iptali malik lehine bir sonuç doğurur: paydaşlardan birinin açtığı davada verilen iptal kararının, dava açmayan paydaşlar bakımından da sonuç doğurması gerektiği kabul edilmelidir.

Danıştay "acelelik hâli"ni nasıl denetliyor

Danıştay'ın yaklaşımı, kararın gerekçesinde acelelik hâlinin somut olarak ortaya konulup konulmadığı üzerinde yoğunlaşmaktadır. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun E.2024/1668, K.2024/2539 sayılı kararında şu ölçüt kurulmuştur:

"Acele kamulaştırma istisnai bir yöntem olduğundan, olağan kamulaştırma gerekçeleri dışında aceleliğin varlığına dair şartlarının ortaya konulması gerekmektedir."

Aynı karar, kentsel dönüşüm gerekçesiyle alınan bir acele kamulaştırma kararı bakımından şu sonuca ulaşmıştır:

"bir bölgenin 5393 sayılı Kanun'un 73. maddesi uyarınca kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı ilan edilmesinin söz konusu bölgede bulunan taşınmazların acele kamulaştırılması için yeterli olmadığı dikkate alındığında, dava konusu Cumhurbaşkanlığı Kararı'nda 2942 sayılı Kanun'un 27. maddesinde öngörülen acele kamulaştırma prosedürünün uygulanması için gerekli olan olağanüstü durumların ve bu yönteme başvurulması ile amaçlanan kamu yararının somut olarak ortaya konulamadığı sonucuna varıldığından, dava konusu acele kamulaştırma kararında hukuka uyarlık ... bulunmamaktadır."

Kararda ayrıca, acelelik hâlinin "her somut olayda, projenin ve hizmetin niteliği, mahalli veya ulusal ihtiyacın ivedilikle karşılanması gerekliliği gibi hususlar da göz önünde bulundurularak yargı yerince değerlendirileceği" belirtilmiştir. Dosyada acele kamulaştırmanın gerekçesi olarak "Asliye Hukuk Mahkemesinde davaların yoğunluğu nedeniyle bürokratik sürecin uzun süreceği" gösterilmiş; Kurul bu gerekçeyi acelelik hâlini karşılar nitelikte görmemiştir.

Bu denetimin kapsamına ilişkin bir sınır da vardır. Danıştay Altıncı Dairesi'nin anılan dosyadaki gerekçesine göre acele kamulaştırma kararına yönelik incelemede "acele kamulaştırma işleminin kurucu unsuru olan kamu yararının bulunup bulunmadığı hususu ile sınırlı olarak inceleme yapılacak olup, kamu yararının hukuka uygun olup olmadığına ilişkin incelemenin ise olağan kamulaştırma sürecine ilişkin işlemlere ... karşı ilk derece yargı yeri olarak İdare Mahkemesinde açılacak davalarda yapılacağı" kabul edilmektedir.

İdare süreci tamamlamazsa ne olur

Anayasa Mahkemesi'nin E.2024/79, K.2024/182 sayılı kararının 13. paragrafında bu soru ele alınmıştır. Karara göre Kanun'da anılan işlemlerin ne kadar sürede tamamlanması gerektiğine dair bir düzenleme bulunmamakla birlikte, bu sürenin uygulamada altı ay olarak kabul edildiği; bu sürede bedel tespiti ve tescil davasının açılmaması durumunda "acele kamulaştırmanın kamulaştırmasız el atmaya dönüşeceği, taşınmaz malikinin bu sebebe dayalı tazminat davası açma hakkının doğacağı" kabul edilmektedir. Karar bu tespit için Yargıtay 5. Hukuk Dairesi'nin E.2008/8776, K.2008/13436 ve E.2011/7489, K.2011/16045 sayılı kararlarına atıf yapmaktadır.

Anayasa Mahkemesi 2942 m.27 hakkında ne karar vermiştir

Anayasa Mahkemesi, 2942 sayılı Kanun m.27'ye 7139 sayılı Kanun'un 29. maddesiyle eklenen ikinci fıkranın ikinci cümlesinin (tapu kütüğüne devir yasağı şerhi) Anayasa'ya aykırılığı iddiasını, 05.11.2024 tarihli E.2024/79, K.2024/182 sayılı kararıyla reddetmiştir. Karar, Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri yönünden yapılan ölçülülük incelemesi sonucunda kuralın kanunilik, meşru amaç ve ölçülülük şartlarını taşıdığı sonucuna ulaşmıştır. Karara dört üye karşı oy vermiştir. Bu bakımdan m.27'nin anılan hükmü yürürlüktedir.

Sonuç

Acele kamulaştırma, olağan kamulaştırmanın yerine geçen bir usul değil, ondan önce el koyma imkânı tanıyan istisnai bir yoldur. Mülkiyet, el koyma kararıyla değil tescil kararıyla geçer; yedi günlük süreçte belirlenen değer nihai bedel değildir. Karara karşı idari yargıda iptal davası yolu açık olup dava, İYUK m.20/A'nın ivedi yargılama usulüne ve otuz günlük dava açma süresine tabidir. Danıştay içtihadında belirleyici ölçüt, kararın gerekçesinde acelelik hâlinin ve olağan usulden ayrılmayı gerektiren nedenlerin somut olarak ortaya konulup konulmadığıdır.

Sürelerin başlangıcı, hangi işlemin dava konusu edildiğine ve tebligatın niteliğine göre değişebilmektedir. Süre ve merci belirlemesi her dosyanın kendi koşullarına göre yapıldığından, somut bir durumda bir hukukçuya danışılması yerinde olur.

Bu yazıyı paylaş